Av. Mert Demir
1.
TUTUKLAMA
KARARI
Tutuklama,
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede “Kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık
hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya
güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez” denilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanununun "Tutuklama nedenleri"
başlığını taşıyan 100. Maddesinde, tutuklama kararı verilebilmesini; şüpheli
veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut
olgular varlığına, şüphelinin delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ile
tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma
hususlarında kuvvetli şüphe bulunması koşullarına bağlamıştır.
Tutuklama kararı verilirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.
maddesinde belirtilen şartlara uyulmalıdır. AİHS 5. maddesinin 1. fıkrasına göre;
suç işleme şüphesi, suçun işlenmesinin önlenmesi veya kaçmayı önleme dışında
kalan bir amaçla yakalama ve tutuklama yoluna gidilmesini engellemiştir.
Tutuklama, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtladığından AİHS ile
devletlerin bireylerin özgürlüklerine keyfi müdahale edilmesini önlemek
amaçlanmıştır.
Anlaşılacağı üzere tutuklama bir
cezalandırma aracı değildir. Yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesinde
kullanılan bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tutuklama kararı maddi gerçeğe
ulaşmada kullanılan bir vasıtadır. Tutukluluğa karar verilebilmesi için CMK
100.madde hükmünde düzenlenen koşulların tamamının aynı anda bulunması gerekir.
Bunun yanında tutukluluğun orantılı olması gerekir. Tutuklama yerine bir başka
ceza muhakemesi önlemi ile amaca ulaşılabilecekse tutuklamaya karar verilemez. Tutuklama uygulanması gereken en son
tedbirdir. CMK m.109’da düzenlenmiş olan adli kontrol kurumunun tutuklamaya
göre öncelikle uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca CMK m.100/2 hükmü gereği tutuklama kararında mutlaka
gerekçe gösterilmesi gerekir. Mahkemenin verdiği tutuklama kararının
gerekçesinde adlî kontrol uygulamasının hangi sebeple yetersiz kalacağını
belirten hukukî ve fiilî gerekçeler açıklanarak tutuklamaya ilişkin karar
verilmesi gerekir. (CMK m.101/1) Mahkeme kararlarının gerekçeli olması Anayasa
tarafından da güvence altına alınarak 141.madde hükmü ile “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır.”
Şeklinde belirtilmiştir. Mahkemece gerekçesiz karar verilmesi, AİHS madde 6 ve
Anayasa madde 36 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaline
yol açacaktır.
2.
KATOLOG
SUÇLARDA TUTUKLAMA KARARI
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinin 3. Fıkrasında
listelenmiş olarak belirtilen suçlara katalog suçlar denir. Katalog suçlarda
tutuklama nedenlerinin var olduğu karinesi işlemektedir. Buna göre, katalog
suçlarda delillerin karartılması veya kaçma, saklanma ihtimalinin var olduğu
kabul edilir. Ancak buna rağmen tutuklanan kişinin söz konusu suçu işlediğine
dair kuvvetli şüphe barındıran olayları açıklama yükümlülüğü devam etmektedir. 08.07.2021 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan değişiklikle doktrindeki bu görüş pekiştirilmiş ve katalog suçlarda da tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesine dayanan somut delilin varlığı aranmıştır.
CMK m.100/3 hükmünde düzenlenen katalog suçlar şu şekildedir:
1. Soykırım ve insanlığa karşı
suçlar
2. Göçmen kaçakçılığı ve insan
ticareti
3. Kasten öldürme
4. Silahla işlenmiş kasten
yaralama (TCK madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış
kasten yaralama
5. İşkence
6. Cinsel saldırı (birinci
fıkra hariç, TCK madde 102),
7. Çocukların cinsel istismarı
8. Hırsızlık ve yağma
9. Uyuşturucu veya uyarıcı
madde imal ve ticareti
10. Suç işlemek amacıyla örgüt
kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, TCK madde 220),
11. Devletin Güvenliğine Karşı
Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
12. Anayasal Düzene ve Bu
Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (TCK madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315)
Her ne kadar katalog suçlarda
tutuklama sebeplerinin karine olarak var olduğu kabul edilebilecekse de CMK
m.100/3 hükmünde belirtilen katalog suçlardan olsa dahi mahkemece kişinin
kaçmayacağı veya delilleri karartmayacağı kanaatine varılırsa tutuklama kararı
yerine diğer koruma tedbirlerin uygulanmasına karar verebilir. Ayrıca Ülkemizdeki
Hâkimlerin uygulamalarının aksine bir suçun katalog suç olması, hâkime
gerekçesiz ve otomatik olarak tutuklama kararı verme yetkisini bahşetmez.
Yasada “var sayılır” yerine “var sayılabilir” ifadesinin kullanılması da
hâkimin takdirini ön plana çıkarmayı amaçlamaktadır.
Nitekim
Yargıtay CGK, 2008/4-225 E., 2008/231 K. 16.12.2008 tarihli kararında; “Ceza yargılaması yasamızda tutuklamada
zorunluluk yerine hâkimin takdirine dayanan bir sistem getirilmiştir. Bunun
sonucu olarak yasanın 100. maddesinde sayılan bütün koşulların varlığı halinde
bile tutuklama kararı verilip verilmemesi hâkimin takdirindedir. İşlenen suçun
maddenin 3. fıkrasında sayılan katalog suçlardan olması da bunun istisnasını
oluşturmaz.” denilerek bu hususa vurgu yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin “ÖZGÜRLÜK VE
GÜVENLİK HAKKI Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 1”
isimli yayınının “Katalog Suçlar Sorunu” başlığı taşıyan 193. Sayfasında; “Fıkrada sayılan suçlardan birinin
işlenmiş olduğu konusunda kuvvetli şüphelerin varlığı halinde ‘şüpheli veya
sanık hakkında kaçma şüphesinin veya delilleri karartma tehlikesinin
bulunduğunun var sayılabileceği’ ifade edilmiştir. Uygulamada bu hüküm, yanlış
bir şekilde, “otomatik tutuklama” olarak algılanabilmektedir. Böyle bir algı,
açıkça Sözleşme’ye aykırı olduğu gibi, aslında ulusal hukuk yönünden de doğru
değildir. Maddenin lafzı, hâkimlerin kuvvetli suç şüphesi ile tedbirin
ölçülülüğü yönünden değerlendirme ve gerekçe sunma yükümlülüğüne etki
etmemekte, sadece bunların dışında “tutuklama nedenleri” ortaya koyma
yükümlülüğünü ortadan kaldırmaktadır. Maddeye göre bir kişi hakkında kuvvetli
suç şüphesi bulunmasına ve söz konusu suç, anılan katalogda yer almasına rağmen
tutuklama kararının verilmemesi mümkündür. Buna göre bir mahkemenin ilk
tutuklama kararında dahi, CMK’nın 100’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında yer
alan “katalog suçlar”a atıf yapması yeterli sayılmayacak, her halükârda
tutuklama nedeni göstermesi ve bu nedenleri gerekçelendirmesi zorunlu
olacaktır. Anayasa Mahkemesi ise İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin
Buzadji/Moldova kararından sonra verdiği Halas Aslan kararında, bu sorunu
açıkça tartışmamış fakat katalog suçlarla ilgili bir soruşturmadaki ilk
tutuklama kararında dahi, ölçülülük ve kuvvetli suç şüphesi belirlemelerine
ilişkin gerekçelerin yanında tutuklama nedenlerine ilişkin gerekçe sunulmasının
gerekliliğine dolaylı olarak işaret etmiştir. Mahkeme’nin bu noktaya dikkat
çektiği ve Buzadji kararının Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca kanun
hükmünde olduğu dikkate alındığında, CMK’nın 100’üncü maddesinin 3’üncü
fıkrasında sayılan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda dahi maddenin
2’nci fıkrasında sayılan tutuklama nedenlerinden birinin ortaya konulmasının ve
gerekçelendirilmesinin bir zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz.” denilmiştir.
Aynı yönde Anayasa Mahkemesi, Engin
Demir, B. No: 2013/2947, 17/12/2015 kararında; “Tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerde
suçun katalog suçlardan olması önemli bir yer tutmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un
100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında başvurucuya atfedilen suçun da
aralarında bulunduğu bazı suçlar için tutuklama nedenlerinin varlığı hakkında
yasal bir karinenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (kaçma veya delilleri
değiştirme ve tanıkları, mağdurları ve diğer kişileri baskı altına alma
tehlikeleri). AİHM'in de vurguladığı gibi kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin
bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren
somut olguların varlığının ikna edici biçimde ortaya konması gerekir.
(Contrada/İtalya, B. No: 27143/95, 24/8/1998, §§ 58-65). Bu bağlamda AİHM her
türlü otomatik tutuklama sisteminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
(Sözleşme) 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile uyumlu olmadığını
belirtmektedir (Ilijkov/Bulgaristan, B. No: 33977/96, 26/7/2001, § 84). Ancak
somut olayda tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda, tutukluluğun devamına
ilişkin somut olguların varlığının ortaya konmadığı ve sadece isnat edilen
suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındaki
katalog suçlardan olması hususuna atıf yapıldığı görülmektedir (Benzer yöndeki
AİHM kararı için bkz. Galip Doğru/Türkiye, B. No: 36001/06, 28/4/2015, § 58).
Derece Mahkemelerinin tutukluluğun
devamına ilişkin olarak ayrıca kaçma ve delilleri değiştirme tehlikesinden, bu
tehlikenin varlığına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmaksızın söz ettikleri
ve zaman zaman kanunda öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle kaçma riskinin olabileceğini
belirttikleri görülmektedir. Oysa kanunda öngörülen cezanın ağırlığı, kaçma
riskinin değerlendirilmesi sırasında kabul edilecek bir unsur olmakla birlikte
bu unsurun, tek başına tutukluluğu haklı gösterecek yeterlilikte olmadığı
açıktır. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin uzun olduğu
yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci
fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
denilmiştir.
Açıklanan
nedenlerle suçun katalog suçlar arasında yer almasının hâkimin tutuklamayı
gerekçelendirme yükümlülüğünü kaldırmadığı açıktır. Anayasamızın 141.
maddesinde de belirtildiği üzere “Bütün mahkemelerin her türlü kararları
gerekçeli olarak yazılır.” Kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut
olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya
konulması hâkimlerin ödevidir. Hâkim tutuklama kararını somut olaya uygun
şekilde şüphelinin kişisel özelliklerini dikkate alarak gerekçelendirmek
zorundadır. Aynı esaslar Anayasa Mahkemesi kararlarında da kabul edilmiştir.
3.
TUTUKLAMA
KARARINA İTİRAZ
Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır.
Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
Copyright © 2021 Demir & Kader Hukuk Bürosu. Tüm hakları saklıdır. Powered By Erhan Kaya